2025 yılı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sürdürülebilirliğin bir tercih ve kavramsal bir yönelim olmaktan çıkıp somut düzenlemeler ve uygulamalarla kurumsal yapılara entegre edilerek eyleme geçildiği bir eşik yılı olmuştur. Bu süreç birçok alanda kendini gösterirken, şeffaflık ve hesap verilebilirlik gibi kavramları ön plana çıkarıyor, şirketlerin stratejik karar alma süreçlerini etkiliyor, veri, teknoloji ve sürdürülebilirlik hedeflerini bütüncül bir değer üretim modeline dönüştürüyor. Türkiye’nin sürdürülebilirlik konularında en yüksek farkındalığa sahip ülkelerden biri konumunda olmasının da bir sonucu olarak, ülkemizde düzenleyici çerçeveler ve raporlama yükümlülükleri ile iş dünyasının sürdürülebilir dönüşümü adına önemli adımlar atılıyor.
Sürdürülebilirlik raporlamasını dünyada yasal bir zorunluluk haline getiren ilk ülkeyiz. Bu yıl Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) kapsamında hazırlanan ilk raporlar yayımlandı. Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu (ISSB) tarafından yayımlanan standartlarla (IFRS S1, IFRS S2) uyumlu olan bu raporlarda, sürdürülebilirlik verileri finansal verilerle eş değer bir şeffaflık ve güvenilirlik düzeyinde sunulmuş, yatırımcılara doğru ve eksiksiz değerlendirme fırsatı sağlanmıştır. Bu gelişme, Türkiye’de sürdürülebilirliğin yalnızca bir uyum gerekliliği olmadığını, aynı zamanda stratejik bir dönüşümün bir parçası haline geldiğini göstermektedir.
Ülkemizdeki dönüşümün bir diğer önemli adımı ise, Haziran 2025 itibarıyla bankacılık sisteminde Yeşil Varlık Oranı uygulamasının devreye alınması olmuştur. Bu raporlama, finansal kuruluşların bilançolarındaki sürdürülebilir varlıkların ölçülmesini mümkün kılarak, sermayenin düşük karbonlu yatırımlara yönlendirilmesini teşvik etmekte ve bankaların iklim hedeflerine uyum düzeyini şeffaf bir şekilde gösteren güçlü bir dönüşüm aracı olarak öne çıkmaktadır. Bu yapısal dönüşümü tamamlayan bir diğer kritik gelişme ise Türkiye Yeşil Taksonomisi taslağının yayımlanmasıdır. Taksonomi, hangi ekonomik faaliyetlerin çevresel açıdan sürdürülebilir kabul edileceğini tanımlayarak finansal akışların yeşil yatırımlara yönlendirilmesi için ortak bir dil ve sınıflandırma sistemi sunmaktadır. Taksonominin hayata geçirilmesiyle birlikte, bankalar ve yatırımcılar için sürdürülebilir finansman araçlarının yapılandırılması daha şeffaf ve standart hale gelecektir.
Yeşil büyüme vizyonu ve net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda iklim değişikliğiyle mücadele etmek amacıyla hazırlanan İklim Kanunu’nun 9 Temmuz 2025 tarihinde yayımlanması ve Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) kurulmasına yönelik çalışmaların hız kazanması Türkiye’nin düşük karbon ekonomisine geçiş sürecinde yeni bir dönemin başladığını göstermektedir. İklim Kanunu, sürdürülebilir dönüşümün yasal zeminini oluşturarak tüm sektörler için net bir yol haritası sunuyor, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması ve AB Yeşil Mutabakatı ile uyumunu güçlendirmeyi amaçlıyor.
Kanun ile Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi doğrultusunda birçok sektörde dönüşüm sürecinin başlaması öngörülürken; sera gazı emisyonlarının azaltımı, iklim değişikliğine uyum, ETS, karbon fiyatlama mekanizmaları, yeşil taksonomi ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi kritik düzenlemeler ilk kez yasal zemine taşındı. Ulusal ve yerel düzeyde strateji ve eylem planları oluşturulmuş, tüm illerde Yerel İklim Değişikliği Eylem Planlarının en geç 31 Aralık 2027’ye kadar hazırlanması hükme bağlanmıştır. İklim Kanunu ayrıca, AB Taksonomisi ile uyumlu Türkiye Yeşil Taksonomisi’ne ilişkin hukuki altyapı oluşturulmuştur. Ayrıca, sürdürülebilir finans akışlarını desteklemeyi amaçlayan ve 2026 yılı sonuna kadar yürürlüğe girmesi öngörülen düzenlemeyle emisyonların azaltımı, iklim değişikliğine uyum, su ve deniz kaynaklarının korunması, döngüsel ekonomiye geçiş, kirliliğin önlenmesi ile biyolojik çeşitliliğin korunması olmak üzere altı çevresel hedef belirlenmiştir.
ETS ise karbon fiyatlandırması yoluyla piyasa mekanizmalarını devreye alarak şirketleri emisyonlarını azaltmaya teşvik ederken; finans sektörü açısından karbon risklerinin fiyatlanabilir ve yönetilebilir hale gelmesini amaçlıyor. Emisyon Ticaret Sistemi’nin devreye girmesiyle birlikte bankalar da bu süreçten etkilenecek, karbon yoğun sektörlerde faaliyet gösteren firmaların artan emisyon yükümlülükleri, kredi değerlendirme süreçlerinde dikkate alınması gereken bir unsur haline gelecek. Bu çerçevede, emisyonlarını azaltmaya yönelik adımlar atan veya yeşil dönüşüme yatırım yapan firmalar finansmana erişimde avantaj sağlayabilecek.
Bu iki düzenleme de finans sektörünün risk yönetimi, kredi politikaları ve yatırım stratejilerinde iklim değişkenlerini daha sistematik biçimde entegre etmesini zorunlu kılmakta.
Eylül 2025’te Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından yayınlanan Orta Vadeli Program (OVP) ‘da Türkiye’nin 2026-2028 dönemine ilişkin ekonomik yol haritası açıklandı. Program, büyüme ve üretim kapasitesini artırmaya yönelik hedeflerin yanı sıra, çevresel ve sosyal sürdürülebilirlik alanlarında da kapsamlı düzenlemeler içeriyor. Yeşil dönüşüm başlığı altında, yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması, enerji verimliliğini önceleyen uygulamaların yaygınlaştırılması ve düşük karbonlu üretim yöntemlerinin desteklenmesi öne çıkıyor.
OVP, ekonomik büyümeyi desteklerken iklim dostu dönüşümü hızlandıran, dijitalleşmeyi teşvik eden ve toplumsal kapsayıcılığı artıran bütüncül bir çerçeve sunuyor. Böylece Türkiye’nin önümüzdeki üç yıllık süreçte hem çevresel hem de sosyal sürdürülebilirlik alanında güçlü adımlar atması öngörülüyor.
Türkiye’nin İkinci Ulusal Katkı Beyanı’nı (NDC) 24 Eylül’de Birleşmiş Milletlere sunuldu. Güncellenen beyan kapsamında Türkiye, sera gazı emisyonlarını 2035 yılı itibarıyla referans senaryoya kıyasla 466 milyon ton CO2e azaltarak toplam emisyonları 643 milyon ton CO2e seviyesinde sınırlandırmayı taahhüt ediyor. Türkiye, Paris Anlaşması’nın küresel sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlandırma hedefi doğrultusunda çalışmalarını sürdürürken, iklim değişikliğiyle mücadelede küresel dayanışmayı güçlendirme ve gelecek nesiller için daha temiz, dirençli ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etme kararlılığını koruyor.
Bu beyan ülkenin emisyon azaltım hedeflerini güçlendirirken; finansal sistemin bu hedeflere ulaşmadaki rolünü daha da kritik hale getiriyor. Bankalar ve finansal kuruluşlar, düşük karbonlu projelere sağladıkları finansmanla bu ulusal hedeflerin gerçekleştirilmesinde kaldıraç görevi üstlenmektedir. Sürdürülebilir finansman araçlarının çeşitlenmesi ve veri altyapısının güçlenmesi ise finansal sistemin dönüşüm kapasitesini artırmaktadır.
Bu sene sonunda ülkemiz için sevindirici bir gelişme yaşandı. 10–21 Kasım 2025 tarihleri arasında Brezilya’nın Belém kentinde düzenlenen COP30’da yürütülen müzakereler sonucunda COP31’in Türkiye’nin ev sahipliğinde ve başkanlığında yapılması kararlaştırıldı. Toplantılarda ayrıca Avustralya’nın sürece ortak müzakereci olarak katkı sunması ve Pre-COP’un Pasifik bölgesinde bir ülkede gerçekleştirilmesi konusunda uzlaşı sağlandı.
Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacak olması, ülkenin sürdürülebilirlik alanındaki konumunu küresel ölçekte daha görünür hale getirecek stratejik bir gelişme olarak öne çıkmaktadır. Bu organizasyon, Türkiye’nin yalnızca düzenlemeleri uygulayan bir ülke değil, aynı zamanda küresel iklim politikalarının şekillenmesinde aktif rol alan bir aktör olma iddiasını pekiştirmektedir. COP31 süreci, finans sektörünün uluslararası yatırımcılarla olan etkileşimini artıracak; şeffaflık, veri kalitesi ve sürdürülebilirlik performansı konularında daha yüksek standartların benimsenmesini teşvik edecektir.
Önümüzdeki dönem, sürdürülebilirlik hedeflerinin entegrasyonu daha da derinleşecek ve finans sektörü yalnızca ekonomik büyümeyi destekleyen bir yapı olmaktan çıkarak çevresel ve toplumsal dönüşümün ana itici gücü olmaya devam edecektir. Türkiye’nin attığı düzenleyici ve stratejik adımlar, bu dönüşümün kalıcı ve kapsayıcı bir şekilde ilerlemesi için güçlü bir zemin sunmakta; finans sektörünü daha dirençli, şeffaf ve sürdürülebilir bir geleceğin odak noktası haline getirmektedir.
Sürdürülebilirlik alanındaki çalışmaları en üst düzeyde desteklemeye devam eden VakıfBank finansal performansla sürdürülebilirliği birbirini tamamlayan iki unsur olarak ele alarak ekonomik büyümeye katkı sağlamaya devam edecektir.
GRI 201-2